ADLİ YILA İLİŞKİN  AÇIKLAMAMIZDIR 

ADLİ YILA İLİŞKİN  AÇIKLAMAMIZDIR 

ADLİ YILA İLİŞKİN  AÇIKLAMAMIZDIR 

Çağdaş devletler yasama, yürütme, yargı kuvvetlerinden oluşur , kuvvetler ayrılığı ilkesine dayanır.Bu durum hukuk devletinin de zorunlu bir unsurudur. Yargı bağımsızlığı bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin korunması ile demokratik hukuk devleti için yaşamsal öneme sahiptir.Yargı bağımsızlığı her düzeyde ve her koşulda sağlanmak zorundadır.

Türkiye Cumhuriyetinin bir hukuk devleti olduğu (m. 2), yargı yetkisinin Türk Milleti adına tarafsız ve bağımsız mahkemelerce kullanılacağı (m. 9), hakimlerin görevlerinde bağımsız olduğu (m. 138/1), hiçbir organ, makam, merci veya kişinin, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremeyeceği; genelge gönderemeyeceği; tavsiye ve telkinde bulunamayacağı (m. 138/2), hakimlik ve savcılık teminatının bulunduğu (m. 139) Anayasal hükümlerle güvenceye bağlanmış olmasına karşın, hem yargının yönetimine ilişkin diğer Anayasal hükümler,  hem de yargı pratiği bunun hiç de böyle olmadığını göstermiştir.

Yargının yönetiminden sorumlu Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun oluşumuna ilişkin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası hükümleri uyarınca (m.159); üyelerinin dört yıl süreyle görev yaptığı HSK Başkanı sıfatıyla yönetim ve temsil görevi ile donatılmış Adalet Bakanı ile yardımcısı (müsteşar) Kurulun doğal üyeleri, partili Cumhurbaşkanınca doğrudan seçilen dört üye ile yine elinde bulundurduğu TBMM çoğunluğu aracılığıyla dolaylı olarak Cumhurbaşkanınca belirlenen ve TBMM tarafından seçilen yedi üye olmak üzere onüç üyeden oluşmaktadır. Kurulun partili Cumhurbaşkanı tarafından doğrudan ve dolaylı olarak belirlenerek oluşturulan bu yapısının sonucu olarak Anayasa’da yer alan yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile hukuk devleti ilkelerinin hayata geçirilmesi adeta olanaksız hale getirilmiştir.

Geçen adli yılda verilen kararlar incelendiğinde ;Anayasa Mahkemesinin “zorunlu din dersi” konusunda verdiği hak ihlali kararı gibi istisnai nitelikte özgürlüklerin önünü açan bazı kararlarına karşın genel olarak yargı kurumlarının geçen bir yıllık uygulaması önceki paragrafta yaptığımız kavramsal tespitimizi maalesef haklı çıkaracak niteliktedir.

Yerel mahkemelerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesinin bazı kararlarına uymamakta diretmeleri ve içtihatlarını gözetmeden yargısal kararlara imza atmaları , yargının kanayan yarası olan haksız ve uzun tutuklamalar, İstanbul Sözleşmesinden çekilmeye dair Cumhurbaşkanlığı Kararının iptali talebini içeren davanın Danıştay’ca üçte iki oy çokluğuyla reddine ilişkin karar, yargı sisteminde önemli bir iş yükü oluşturan Cumhurbaşkanına hakaret suçuna (TCK m. 299)  ilişkin verilen kararlar, konusu ya da tarafı nedeniyle siyasi nitelikteki davalarla ilgili verilen ve toplumda günlerce tartışılan mahkeme kararları, bu tür davalara bakan yargıçların bir kesiminin karar öncesi ya da sonrası görev yerlerinin değiştirilmesi, medyada yer alarak kamuoyunda tartışılmasına karşın ceza soruşturmasına konu olabilecek olaylar ve kişiler hakkında Cumhuriyet Başsavcılıklarının harekete geçmemesi, başka bazı olaylar ve kişilere ilişkin tam tersi hızlı harekete geçilerek uygulama yapılması,  çok az sayıda olsa dahi birkaç hakim ve savcının mafya, uyuşturucu, rüşvet olaylarına karışmaktan soruşturma ve kovuşturmaya konu olması ve daha pek çok olay yargıya olan güvenin daha da azalmasına yol açmıştır.

 

Ülkemizde bir dönem sıkça sözü edilen ve eleştirilen “aktivist yargı” bugün, adeta hortlatılmıştır. Hatta bir adım daha ileriye giderek “Düşman Ceza Hukuku” uygulaması tanımlaması yapılması kamuoyu tarafından kabul görmektedir.Toplumun bir kesimindeki insanlara yönelik adil olmayan, hukuka ve vicdana sığmayacak nitelikte verildiği yönünde hukuk çevrelerinde ve toplumda yaygın bir kanaat oluşturan bazı tutuklama (en son “Sanatçı Gülşen” kararı) ve mahkumiyet (“Gezi davası”) kararları ile yargı kurumlarının uygulamaları bu nitelemeyi haklı gösterecek boyuta ulaşmıştır.

Toplumun önemli bir kesimi yargının araçsallaştığını düşünmektedir. Araçsallaştırılmış bir yargı ile hukuk devleti, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı sağlanamaz. Bütün yurttaşların kendilerini tam bir hukuk güvenliği içinde hissetmeleri toplumsal barış ve huzuru için zorunludur. Bunun böyle olmadığı açıktır. Yargıyı yönetenler ve yargı mensupları bu tespite gözlerini kapatmamaları gerekmektedir.

Yargının ,siyasi iktidarın kurmak istediği bir sistemin aracı haline geldiği algısı yerleşmektedir .Son dönemde özellikle toplumun bir kesimine tanınan özgürlükçü bakış açısı ,diğer bir kesime ise ifade özgürlüğünün kısıtlanması,yaşam tarzına müdahele, kadın cinayetlerinde tahrik uygulamaları v.s. nedeniyle ,verilen bu yargı kararları algıyı pekiştirmektedir.Bu kararlar yargı bağımsızlığına en büyük zararı vermektedir.Siyasi iktidarın bu kararlara imza atanlar için söyleyeceği söz “yargımız bağımsızdır,Anyasamızın 138•maddesi gereğince hakimlere emir ve talimat veremez,telkin ve tavsiyede bulunamaz.”cümlesidir.Sorumluluk bu kararlarda imzası bulunanlardadır.

 

Sosyal medyada “hakimler ve savcılar nerede? “Sorusu sorulmaktadır.Yaşanılan düzende bu soruyu “burdayım “diye cevaplayacak cumhuriyet

savcısı bulmak mümkün değildir.Zira 5235 Sayılı Yasa ile Başsavcılık yetkileri belirlenmiş ve bu yasanın verdiği yetkiler iktidar tarafından tamamına yakını belirlenen HSK’nun atadığı Başsavcılar tarafından kullanılmaktadır.Kahraman savcı ve hakim aranmaması ,işini yasal mevzuata göre ifa edecek liyakatli hakim ve savcıların görevde olacağı bir yargı düzeninin kurulması için gerekenlerin yapılması gerekmektedir.

 

Hukuk Devlet olacağımaza dair umudumuz umudunuzdur.yargı bağımsızlığı idealimizden vazgeçmiyor ve tüzüğümüz gereğince sorumluluğumuz bulunduğundan öncelikli olarak Yeni Adli Yılda yapılması gerekenleri bir kez daha hatırlatıyoruz;

 

Hiçbir iktidarın kendi iktidarını sağlamak için kullanamayacağı bir şekilde Hakimler ve Savcılar Kurulu , Anayasa Mahkemesi’nin oluşumu çağdaş demokrasinin gereği olan kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı ve hukuk devleti ilkeleri ile Venedik Komisyonu raporları doğrultusunda yeniden düzenlenmelidir.

 

Bu düzenlemeler yapılıncaya kadar yürürlükte olan yasa metinlerinin ,hiç değilse lafzıyla dahi uygulanmasının gerektiği açıkken ,uymayanlar ,uygulamayanlar hakkında HSK ve Teftiş kurulunu göreve çağırıyoruz.Bu yönde anayasal ve yasal değişiklikler yapılmadığı taktirde ve aynı zamanda, gerek HSK’da görev alan ve gerekse kürsülerde görev yapan yargıçları, anayasada belirtilen yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile hukuk devleti ilkelerine tam bağlı kalarak görev yapılması aksi halin  hesap verilebilirlik kuralları çerçevesinde sorumluluk doğuracağını hatırlatıyoruz.

 

Kadın haklarından geri dönüş niteliğindeki İstanbul Sözleşmesinin feshine ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararının geri alınmasını, her türlü cinsiyet ayrımının önünü açan düzenlemelerden dönülmesi ile kadın cinayetlerinin engellenmesi,çocuk istismarlarının önlenmesi için yasal düzenlenmelere hız verilmesi gerekmektedir.

 

Yeni adli yılda mesleğe kabullerde niteliğe önem veren nesnel ölçüler kullanılması, açık, şeffaf süreçlerden geçirilerek adayların kabul edilmesi, siyasi parti geçmişi olan adayların kesinlikle kabulü yoluna gidilmemesi,dava süreçlerinin sağlıklı bir şekilde işletilmesi için uzman personel sayısının artırılması,Adalet Yüksek Okullarından mezun olanların öncelikli olarak alınması konularının dikkate alınması gerekmektedir

Anayasa Mahkemesi kararlarının, yargı mensupları ile birlikte tüm kurumlar için Anayasal olarak bağlayıcılığının ve yerine getirilmesinin sağlanması aksi halin ise hukuk devleti ideallerinden hızla uzaklaşmanın olumsuz sonuçlarını doğuracağının bir kez daha altını çiziyoruz.

Bilindiği gibi son birkaç yıldır adli yıl açılış törenleri Cumhurbaşkanının ev sahipliğinde Beştepe’de yapılmaktadır. Anayasanın 2, 9 ve 138.maddeleri uyarınca çağdaş demokrasilerin zorunlu unsuru olan kuvvetler ayrılığı ilkesi uyarınca yargı Anayasal bir kuvvet olup mahkemeler bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesi uyarınca Türk Milleti adına karar verirler. Bağımsızlık ve tarafsızlığa ilişkin bu Anayasal ilkenin bütün benzer demokratik ülkelerde olduğu gibi hayata geçirilmesi gerekir. O nedenle yargı yılı açılış törenleri son birkaç yıldır yapıldığı gibi, yürütme kuvvetinin başı olan partili Cumhurbaşkanının ev sahipliğinde yapıldığı şekilde değil, Yargıtay Başkanının ev sahipliğinde ve belirleyeceği bir mekanda yapılması gerekir. Ve elbetteki sadece Yargıtay Başkanı açılış konuşmasıyla yetinilmemeli, yine eskiden olduğu ve olması gerektiği gibi yargının kurucu unsuru olan avukatların meslek örgütü Türkiye Barolar Birliği Başkanı’na da konuşma olanağı sağlanarak açılış töreni yapılmalıdır.

 

Son olarak şunu belirtmek isteriz ki; demokratik bir toplumda yargı bağımsızlığı, hukuk devleti, insan hakları ve daha birçok alanda ilerlemeler sağlanması aynı zamanda örgütlü mücadelenin eseri olacaktır. Yargıçlar Sendikası bunun bilincinde olup yeni adli yılda da bu yöndeki mücadelesini kararlı bir şekilde sürdürecektir.

Varlığımız umuttur.Hukuk güvenliğinin sağlandığı bir adli yıl dileğimizi yineleyerek kamuoyunu saygıyla selamlıyoruz

 

YARGIÇLAR SENDİKASI