Kamuoyuna Duyuru
Sendikamıza mensup yargıc Ahmet Çakmak hakkında, yargıçlık mesleğinin onur ve saygınlığına aykırı iş ve işlemlerde bulunduğu ileri sürülerek iki ayrı yer değiştirme cezasının ardından HSK tarafından ihraç kararı tesis edilmişti. Daha önce meslektaşımızın eylemlerinin anayasal başvuru haklarinin kullanimindan ibaret olması nedeniyle, soruşturmanın daha çok diğer yargıç ve savcıların adil ve tarafsız karar verme, hak ve sorumluluklarına sahip çıkma motivasyonunu engelleyecek biçimde evrensel hukuk ilkeleri ile bağdaşmayan bir uygulama olduğunu, adalet ve ölçülülük ilkeleri ile bağdaşmadığını vurgulamıştık. Meslektaşımızın idari yargı mercilerine yaptığı başvurular sonucunda meslekten çıkarma cezasının iptal edilmiş, kararın tebliğine rağmen yargı bürokrasisinin en üst temsil organı olan HSK tarafından karar uygulanmamıştır.
Oysa idarenin yargı kararlarını uygulaması hususunda bağlı yetki söz konusu olduğu ve idareye bu konuda hiçbir takdir hakkı verilmediği bilinmektedir.
Anayasanın 138. maddesinin son fıkrası, yasama ve yürütme organları ile idarenin, mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğunu, bu organlar ve idarenin mahkeme kararlarını hiç bir surette değiştiremeyeceğini açıkça belirtmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. Maddesinde; " Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez. " Hükmüne yer verilmiştir.
Mahkeme kararlarının uygulanması mecburiyeti adil yargılanma hakkına anlam kazandıran bir güvencedir. Aksi takdirde, yargı kararının uygulanmamasına bağlı olarak yargısal süreç, hukuki nitelik ve değerini kaybedeceği gibi Anayasal hukuk devleti ilkesinin apaçık yok sayılması, kurumun anayasal meşruiyetinin inkarı anlamina da gelecektir.
Anayasamızın 36 ncı maddesinde yer alan ‘hak arama hürriyeti’nin yalnızca yargı mercileri karşısında davalı veya davacı olma sıfatını değil aynı zamanda mahkeme nezdinde verilmiş olan kararın idari mercilerce gereğinin yerine getirilmesini de kapsadığı kabul edilmekte, ayrıca mahkeme kararlarının uygulanması yargılama sürecinin devamı niteliğinde görülerek yargılama sürecini tamamlayan ve yargılamanın bir anlam ve sonuç doğurmasını sağlayan unsur olarak nitelendirilmektedir.
Aynı şekilde, AİHS'nin 6.maddesinde yer alan hükümlerden yola çıkıldığında, yargı kararlarının icra edilerek uygulanması "adil yargılama ilkesi" içerisinde kabul edilmektedir. AİHM'e göre mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkemeye götürme ve aynı zamanda mahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme hakkını da kapsamaktadır. Mahkeme kararının uygulanması, yargılama sürecini tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur. Yargı bürokrasisinin en üst düzeyde temsili olan HSK' nun bu denli temel anayasal ve yasal ilkelere, açık hukuk normlarına rağmen yargı kararına uygun işlem tesis etmemesi, yargı erkinin önce kendisini, ardindan hukuk devleti ilkesini açikça inkar ettiği anlamına gelir.
Bu nedenle HSK' nu ilgili idari yargı kararında hedeflenen amaca uygun bir işlem tesis etmeye, bu yolla yargı bürokrasisi ve hsk' nun anayasal ilkeleri ihlal ettiği algısı yaratacak eylem ve işlemler bağlamında sorumlu davranmaya davet ediyoruz.
YARGIÇLAR SENDİKASI
admin